Beni görmek demek kesinlikle yüzümü görmek değildir.Burada en büyük etken, kuskusuz ki Atatürkçülüğün amacı, ilkeleri ve yöntemi önceden ayrıntıları ile saptanmış bir öğreti olmamasıdır. Atatürk'te giriştiği devrimin kalıplaşmış bir öğretiye dayanmasını istememiş, Yakup Kadri Karaosmanoğlu'na verdiği yanıta göre "o zaman donar kalırız" demiştir.
Benim düşüncelerimi anlıyor, duygularımı duyuyorsanız bu yeterlidir.
Ancak Atatürkçülüğün sosyalist devrimler gibi kuralları önceden yazılmış bir öğreti olmayışı, ilke ve yöntemden yoksun, her yoruma açık, her kalıba girebilen bir kavram olduğu anlamına da gelemez. Atatürk, üzerinde yaşadığı yurt ve bağrından çıktığı ulus gerçeklerinden esinlenerek adını taşıyan devrimi ve düşünce dizisini olayların içinde geliştiren ve bütünleştiren bir devrimcidir.
Atatürkçülüğü düşünceleri ve eylemleriyle birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak kabul etmek gerekir.
Evet Atatürkçülük, çok uyumlu olarak bir araya getirilen ögelerden ve ilkelerden oluşan bir bileşkedir. O ögelerden yalnızca birini ele almak, kabullenmek ve diğerlerini yok saymak yada görmezlikten gelmek yüce ve yalçın bir dağ olan Erciyes dağını tanımlamak isteyen körlerin, elleri ile dokundukları kısmın biçimine göre o yanardağı betimlemelerini andırır.
Bundan başka, Atatürkçülüğün canlılığı, "dondurulmamış" olmasında, çağdaşlaşmayı amaç, bilimselliği kılavuz ve devrimciliği bir ilke olarak kabul eden devingenliğindedir. Ne ki her aşamada yeni bir değerlendirmeye olanak veren bu devingenlik, bütünü oluşturan ögeler yok sayılarak tek bir yöne çekilmeye de elverişli değildir.
Atatürk, daha Cumhuriyetin ilanından önce, 20 Mart 1923'te Konya'da gençlerle konuşurken, geri kalmışlığımızın ana nedenini şöyle açıklamıştı:
"Ulusu uzun yüzyıllar, aymazlık içinde bırakan değişik nedenler arasında, asıl noktayı tek bir sözcükle belirtmiş olmak için diyebilirim ki, bütün yoksulluklarımızın salt nedeni, düşünüş biçimi sorunudur. İnsanlar ve insanlardan oluşan topluluklar, doğru bir düşünce yapısına sahip olmalıdırlar. Düşünüş biçimi zayıf, çürük, yanlış, bayağı olan bir sosyal topluluğun bütün çabası boşunadır...
Bir ulus için mutluluk olan bir şey başka ulus için yıkım olabilir. Aynı neden ve koşullar, birini mutlu ettiği halde ötekisini mutsuz edebilir. Onun için bir ulusa gideceği yolu gösterirken, dünyanın her türlü biliminden, buluşlarından, ilerlemelerinden yararlanalım;ancak unutmayalım ki asıl temeli kendi içimizden çıkarmak zorundayız."
"Büyük sorunumuz, en uygar ve en gönençli ulus olarak varlığımızı yükseltmektir.
Bu ülküyü, en kısa bir sürede başarmak için, düşünce ve eylemi birlikte yürütmek zorundayız. Okuyup yazma bilmeyen tek vatandaş bırakmamak, yurdun büyük kalkınma savaşının ve yeni çatısının istediği teknik elemanları yetiştirmek, ülke sorunlarının ideolojisini anlayacak, anlatacak kuşaktan kuşağa yaşatacak kişi ve kurumları yaratmak ..."
Atatürk başından beri yegane sorunumuz olan eğitime nedenli büyük önem verdiğini veciz bir şekilde ifade etmiştir. Eğitim bugün bile hala en önemli bir sorun olarak devam etmektedir. Modern çağın gereği olan eğitimden hiçbir vatandaşı mahrum etmemek gereklidir.
Prof. Dr. Şerafettin Turan
Cumhuriyet Yayınları